KIZ KULESİ

İki kıtanın buluştuğu noktada, İstanbul Boğazı’nın ortasında konumlanan Kız Kulesi, 2500 yıllık tarihiyle Antik Çağ’dan Bizans’a, Bizans’tan Osmanlı’ya kadar tüm dönemlere şahitlik etmiştir. Kız Kulesi’nin çok güzel ve bir o kadarda romantik efsanesi vardır. Kız Kulesi ile Galata Kulesi birbirine aşıktır ama aralarında bulunan İstanbul Boğazı, sevgililerin kavuşmasını engellemektedir. Galata Kulesi aşkını yıllarca mektuplara döker ve Kız Kulesi’ne olan hasretini içinde tutarmış. Bir gün Hezarfen Ahmet Çelebi uçma hayalini gerçekleştirmek için Galata Kulesi’nin tepesine çıktığında, Galata Kulesi Kız Kulesi’ne olan aşkını anlatmış.

 

 

 

 

 

 

 

 

GALATA KULESİ

Galata Kulesi ilk olarak Bizans İmparatoru Justinianos tarafından MS 507-508 yılında inşa edilmiştir. Galata Kulesi yığma moloz taş örgü sistemde inşa edilmiştir. Dış cephe taş örgüdür. Kapının üzerindeki yuvarlak kemerli pencere askerlerin gözetleme yeri idi. Yüksek giriş katından sonra dokuz katlı bir yapıdır. Bununla birlikte, bir efsaneye göre Galata Kulesi’ne sevdiğinle çıkarsan evlenileceğine inanılırmış. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ve dünyanın en eski kuleleri arasında sayılan Galata Kulesi, aynı zamanda İstanbul’un sembollerinden birisidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

YEREBATAN SARNICI

Doğu Roma İmparatoru I. Justinianus (527-565) tarafından yaptırılan bu büyük yer altı sarnıcı, suyun içinden yükselen ve sayısız gibi görülen mermer sütunlar sebebiyle halk arasında “Yerebatan Sarayı” olarak isimlendirilmiştir. Latincede “Cisterna Basilica” olarak adlandırılan yapının bulunduğu yerde daha önceleri Stoa Bazilikası bulunduğundan, kimilerince “Bazilika Sarnıcı” olarak da anılmaktadır. Yazılı kaynaklara göre suyollarından ve yağmurdan elde edilen suyu, imparatorların ikamet ettiği Büyük Saray ve çevresindeki yapılara dağıtarak yüzlerce yıl şehrin su ihtiyacını karşılayan Yerebatan Sarnıcı’na, tarihi suyollarından biri olan Hadrianus İsale Hattı’ndan da su sağlanmıştır. Yerebatan’ın en önemli simgesi olan Medusa başı kabartmalı bloklar keşfedilmiştir. Bir efsaneye göre Medusa, Yunan mitolojisinde yer altı dünyasının dişi canavarı olan üç Gorgon’dan biridir. Bu üç kız kardeşten yılanbaşlı Medusa, kendisine bakanları taşa çevirme gücüne sahiptir. Restorasyon sonrası 1987 yılında bir gezi platformu düzenlemesiyle İBB tarafından müze olarak ziyarete açılan görkemli yapı, zaman içinde çeşitli ulusal ve uluslararası etkinliklere ev sahipliği yapmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

AYASOFYA CAMİ

Tarihi yarımadada Sultanahmet meydanında bulunan Ayasofya, İstanbul’da yapılmış en büyük Bizans kilisesi olup, aynı yerde üç kez inşaa edilmiştir. Son olarak Ayasofya, Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’un 1453 yılında fethi ile camiye çevrilmiş, çeşitli tarihi belgelerde harap durumda olduğu belirtilen yapı İstanbul’un fethinden sonra hiçbir tahribata uğratılmadığı gibi, yapılan güçlendirme ve onarımlarla günümüze kadar en iyi şekilde korunmuştur. Ayrıca Osmanlı mimari unsurları ile yapılan ilave ve eklerle de kutsal bir mekân ve ibadethane olarak varlığını sürdürmüştür. Daha sonra, 24 Kasım 1934’ te Mustafa Kemal Atatürk’ün önerisi ve Bakanlar Kurulu kararı ile müzeye dönüştürülerek 1 Şubat 1935’ te ziyarete açılmıştır, aynı zamanda UNESO Dünya Mirası listesine girmiştir. Daha sonra 10 Temmuz 2020 yılında tekrar cami statüsüne dönmüştür.

 

KAPALIÇARŞI

İstanbul kentinin merkezinde Beyazıt semtinin ortasında yer alan dünyanın en büyük çarşısı ve en eski kapalı çarşılarından biri.  Fatih Sultan Mehmet’in Kapalıçarşı’nın inşaatına başladığı yıl olan 1461 Kapalıçarşı’nın kuruluş yılı olarak kabul görmüştür. Eski zenginlerin mücevher, kıymetli maden gibi değerli eşyalarının yanı sıra devlet hazinesinin büyük kısmı da buralardaki kasalarda muhafaza edilirdi.

TOPKAPI SARAYI MÜZESİ

Fatih Sultan Mehmet başta olmak üzere Sultan Abdülmecid’e kadar dört yüz yıl imparatorluğun; eğitim, idare ve sanat merkezi olan Topkapı Sarayı, yapılış gününden itibaren günümüze kadar önemini korumayı başarmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra 3 Nisan 1924 yılında, müze olarak kullanılmaya başlanan ve Cumhuriyet’in ilk müzesi olan Topkapı Sarayı, 400.000 metrekarelik bir alana sahiptir ve dünyanın en büyük saray müzelerindendir. Pek çok farklı eseri çatısı altında bulunduran Saray, her yıl hem yerli hem de yabancı ziyaretçilerin akınına uğruyor.

İSTANBUL BOĞAZI

İstanbul’un kendine hayran bırakan ambiyansı ve güzelliğinin oluşumunda, tarihi özelliklerin yanı sıra eşsiz doğal güzellikleri önemli bir unsur olarak göze çarpıyor. İki kıtayı birbirinden ayırması ve uluslararası anlamda oldukça önemli bir yer olması İstanbul Boğazı’nı önemli bir unsur haline getiriyor. Girintili çıkıntılı özelliği ile dünya üzerinde aşılması oldukça zor geçitlerden biri olarak sayılan ve yaklaşık 31 km uzunluğa sahip Boğaziçi, IV. jeolojik zamanda 7 bin sene önce çökmüş olan vadi arazisinin yerini deniz sularının hakimiyetini sağlamasıyla oluştu.

 

DOLMABAHÇE SARAYI

Dolmabahçe Sarayı, otuz birinci Osmanlı padişahı Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılmış. Osmanlı’nın modernleşme hedefine uygun olarak Batı anlayışı ile tasarlanan Dolmabahçe Sarayı, 7 Haziran 1856 tarihinde kullanıma açılmış. İnşasına 13 Haziran 1843 yılında başlanan bu görkemli sarayın yapımı 13 yıl sürmüş. Günümüzde Saray Koleksiyonları Müzesi olarak kullanılan görkemli saray, tarih meraklılarını İstanbul’da bir araya getiriyor.

 

SULTANAHMET MEYDANI

İstanbul’un sosyal ve törensel yaşamının en önemli mekanlarından olan meydan, Bizans Dönemi araba yarışlarının yapıldığı; Osmanlı Dönemi’nde at yarışları, cirit oyunları, törenler, düğünler ve şenliklerin yapıldığı alan olarak biliniyordu. Şimdilerde ise gezilmesi, tarihi yerlerinin mutlaka görülmesi gereken bir yerdir.

 

ANADOLU VE RUMELİ HİSARI

İstanbul’un en dar iki noktasında karşılıklı olarak yapılmış olan Anadolu ve Rumeli Hisarı, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un Fethi için yaptırdığı ve askeri dehasını gösteren bir eserdir.